Kırım'ın Mishor kasabasında destanlara konu olmuş, efsanevi Arzı Kız’ın (Mishor Kızı) öyküsüdür. Yolu buraya düşenler Mishor Kızı’nın sahilden 20-30 metre açıktaki bronz heykelini görebilir ve hemen karşısındaki dalgalı ve derin Karadeniz'e girebilme ayrıcalığını yaşayabilirler.
Efsaneye göre;
Mishor köyünde yaşayan Abiy Aga’nın biricik kızı dillere destan güzellikteki Arzı’nın pek çok taliplisi vardır. Kimsede gönlü olmayan Arzı Kız bir gün çeşme başında komşu köyden Emir Asan adlı yiğit bir delikanlı ile karşılaşır. Birbirlerine aşık olan iki genç, köydeki coşkulu nişan töreninin ardından düğün hazırlıklarında başlarlar.
Köyde pek sevilmeyen tüccar Ali Baba, bir gün çeşme başında Arzı Kızı görür ve güzeller güzeli Arzı’yı kaçırıp saraya satmayı, bu işten de büyük paralar kazanmayı planlar. Bu amaçla Arzı Kızı adım adım takip ettirmeye başlar.
Düğün günü gençler neşe içinde düğün hazırlıkları ile meşgulken Ali Baba ve adamları çeşme başındaki Arzı Kızı kaçırırlar ve tekneye bindirip yola koyulurlar. Arzı’nın çığlıklarını duyan Asan, Abiy Aga ve köy halkı çeşme başına geldiklerinde Arzı Kız’dan geriye sadece su testisi kalmıştır.
Mishor’dan kaçırılan Arzı Kız, İstanbul’da ağırlığınca altın karşılığında satılır ve sarayda padişahın huzuruna çıkarılır. Artık Arzı Kız için hasret ve hüzün dolu günler başlamıştır. Sarayda mutsuzdur ve memleketini, Kırım’ı özlemektedir. Vatan hasretine dayanamayan Arzı Kız bir gün sarayın denize bakan kulelerinden birine çıkıp kucağında minik oğlu ile birlikte kendini denize bırakır.
İşte o akşam, Arzı Kız kucağında yavrusu ile “Deniz Kızı” olup, Mishor’da çeşmenin başında kıyıya çıkar. Çeşme başında eski günleri düşünüp, geçmişi andıkan sonra, yürekten bir “Ah!..” çekerek kendini tekrar Karadeniz’in dalgalarına bırakır.
Ruslar Kırım’ı işgal ettikten sonra bu bölgeyi mülküne geçiren Prens Knyaz Yusupov bu efsaneden çok etkilenir ve destanda adı geçen sahile bir çeşme ve Arzı Kız ile Ali Baba’yı tasvir eden bir anıt inşa ettirir. Denizin ortasında da deniz kızına dönüşen Arzı Kızı kucağındaki oğluyla tasvir eden bronzdan bir heykel yaptırır. Heykel zamanla Karadeniz’in azgın dalgalarına dayanamayarak yıkılsa da bilahare yerine bronzdan bir heykel daha yapılmıştır.
Bu duygusal destansı hikaye, 1900’lü yılların başında “Yusuf Bolat” tarafından oyunlaştırıldı ve kısa zamanda Kırım Tatarlarının en meşhur tiyatro oyunlarından biri oldu. “Kırım Tatar Akademik Tiyatrosu” tarafından sahneye konan “Mishor Kızı Müzikali”, 2002 senesinde Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından organize edilen bir turne ile Türkiye’deki sanatseverlerin karşısına çıkmıştır.
Mittwoch, 8. Juli 2009
Sonntag, 5. Juli 2009
Üyken börek-Tabak börek-Kasik börek
Tatar mutfağının en önemli yemeklerinden olan tabak börek, Orta Asya’dan günümüze kadar yaygınlaşarak gelmiştir. Hamur şekli ve büyüklüğü bölgelere göre değişebilir. Çorba gibi sulu olduğu zaman “kaşık börek”, haşlama suyu süzüldüğünde ise “tabak börek” adını almaktadır.
Hamur malzemesi:
İki su bardağı buğday unu,
1 yumurta,
½ bardak su,
½ çay kaşığı tuz,
İç malzemesi:
250 gr. dana veya koyun kıyması,
1 küçük baş kuru soğan,
½ çay kaşığı tuz,
¼ çay kaşığı karabiber.
Un ve tuz karıştırılarak havuz yapılır. Yumurta, suyun içine kırılarak karıştırılır. Bu karışım, unun ortasına dökülerek, hamur kıvamı oluşuncaya kadar yoğrulur. Hamur iki parçaya bölünerek, toplar haline getirilir ve üstlerine bir bez örtülerek, yarım saat dinlenmeye bırakılır.
Soğan rendelenerek kıyma, tuz ve karabiber ilave edilir ve karıştırılır.
Hamurun açılacağı zemine un serpilir. Hamur topları, 1 mm. inceliğe kadar açılır. Yufka, 3-4 cm. genişliğinde şeritlere kesilir. Bu şeritler, üst üste konarak kare halinde tekrar kesilir. Her kare hamur içine, uygun miktarda iç konup, isteğe göre, ister köşeler tepede toplanmak, ister karşı kenarlar birbirine bastırılmak, ister köşeler birbirine yapıştırılmak, isterse şapka halinde katlanmak suretiyle kapatılır.
Katlanan hamurlar, bir tencerede kaynamakta olan suya atılarak 10 dakika pişirilir. Kevgirle alınarak üzerine eritilmiş ve toz kırmızı biber dökülmüş tereyağı ve yoğurt (istenirse sarımsaklı) dökülerek sofraya götürülür.
Afiyet olsun...
PS: Yukarida tarifini verdigim börek hamuru hem kasik börek icin hemde üykem börek icin aynidir. Sadece sekillerde ayricalik gösterir.
Ayrica bazilarimiz üykem börek derken, kimilerimiz tabak börek olarak kullaniriz isimleri.
Kırma Börek Tarifi
Börek benim kanımda var, ben Tatarım....
Büyük büyük dedelerim vakti zamanında Kırım'dan Romanya'ya, dedelerimde Romanya'dan Türkiye'ye göç etmişler. Sülalece biz Tatarız. Fiziksel özelliğimizden dolayı Türkten çok Asyalıya benzetiliyoruz. Yuvarlak surat, çıkık elmacık kemikleri, basık ve küt burun, çekik göz...belirgin Tatar hatlarımızdan sayılabilir. Tatar inadını duydunuz mu bilmiyorum ama çok da inatçıyızdır.
Velhasıl lafı nereye getirmeye çalışıyorum ben..Diyordum ki ne Tatarca konuşabilirim, ne de anlayabilirim... Ama rahmetli babannemin çiböreklerini ve şapka böreklerini (mantı) dün gibi hatırlarım, unutamam hiç. Ben henüz o beceri ve cesarete sahip değilim, ben sadece basit bir kırma böreğini yapabilirim. Kırma börek Eskişehir'de de sıkça yapılan bir börektir. O da şöyle olur;
Malzemesi:
* 3 yufka
* Bir kalıp beyaz peynir (Lor peyniri kullanmanız tavsiye edilir)
* Yarım demet maydonoz
* Yarım çay bardağı sıvı yağ
Üzeri için:
* 1 su bardağı yoğurt
* Yarım çay bardağı sıvı yağ
* 1 yumurta
* Biraz tuz
Hazırlanışı:
Öncelikle peynir ve ince doğranmış maydonoz, yarım çay bardağı sıvı yağ ile birlikte karıştırılıp, iyice ezilir.
1. şekildeki gibi yufka ortadan ikiye bölünür ve peynirli harçtan sürülür.
2. şekildeki gibi katlanır.
3. şekildeki gibi büzdürülür ve bıçak yardımıyla kesilir.
4. Yanyana gelecek şekilde borcama dizilir. Üzerine hazırlayacağınız yoğurt, sıvı yağ, yumurta, tuz karışımı dökülür.
5. 180 derecede üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.
6. Afiyetle
1. 2. 3.
4. 5. 6.
Not: Tanıdığım ünlü Tatarların başında, İlhan Mansız, Mithat Körler ve Tatar Ramazan gelir. Duyduğumu göre Tatar markası anti tartar da, Eskişehirlilerin icadı kuvvetli diş macunuymuş, anti tartar, Tatar halkının sevdiği diş macunu..
Sevgilerle
Yazan ayseyaman
Sevgili arkadasim Ayse Yaman`nin tarifi...
http://ayseyaman.blogspot.com/2007/04/krma-brek-tarifi.html
çibörek-şibörek-şirbörek
MALZEMELER:
En ünlü tatar yemeklerindendir.
İç malzemesi:
500 gr. dana kıyması,
1-2 baş rendelenmiş kuru soğan
1 çay bardağı su,
2 çay kaşığı tuz,
½ çay kaşığı karabiber.
Hamur malzemesi:
5 su bardağı buğday unu,
1 yumurta,
2 bardak su,
1 çay kaşığı tuz.
YAPILISI:
Hamur malzemesi bir kap içinde iyice karıştırılıp, kıvamını bulunca, üzerine bir bez örterek birkaç saat dinlendirilir. Küçük parçalar alınarak, oklava ile 10-11 cm çapında, yaklaşık 1mm. İncelikte açılır.
İyice karıştırılmış iç malzemesinden 1-2 yemek kaşığı, açılan hamurun yarısına, kenarlara 2 cm. kalıncaya kadar yayılır. Diğer yarı kapatılır. Kenarlar hafifçe bastırılarak rulo kesici ile düzgünce kesilir.
Derin bir kap içinde, harlı ateşte kızdırılmış yağ içine atılarak, gevrek ve hafif kızarmış renk alıncaya kadar (yaklaşık 2 dakika), her iki tarafı pişirilir. Sıcak olarak yenir.
Afiyet olsun.
Sonntag, 31. August 2008
Kımız
KIMIZIN TARİHÇESİ
Kımız, Türkler'in ulusal içkisidir. Kısrak sütünden yapılır. Kımız besin olarak da, içecek olarak da Türk'e atadan kalmış bir ilaçtır. Bir ilaçtır; çünkü bir çok derde iyi gelmektedir. Kazak kimyacısı Aydar Akınoğlu'nun deyişiyle kımızın yararlarını ve niteliklerini "birkaç makale ya da kitapta anlatmak kolay değildir". Kımızın kullanımı hakkındaki bilgiler çok eskilere, Hun Türkleri'ne değin dayanır. Tarihi kayıtlara göre Asya Büyük Hun Devleti çağında Türkler kımız içerlerdi. Yine tarih kayıtları, Avrupa Hunları ile Gök Türkler'in de kımız ürettiklerini belirtmektedir.
Eski Yunanlı tarihçi Herodot, İskitler'in kısrak sütünden çok lezzetli bir içki yaptığını belirtir. Rus tarihçileri de, Ruslar'ın Kıpçak Türkleri'ne gönderdikleri elçilerin resmi içki olan Kımız ile ağırlandıklarını yazarlar.
Kımız günümüzde Anadolu Türkleri'nce pek kullanılmamaktadır ama Orta Asya'da yaşayan Türkler arasında yapımı ve kullanımı bugün de yaygındır. Moğollar tarafından da benimsenmiştir. Kımız Doğu Türklerince öyle sevilmektedir ki "Kımızı kim içmez" sözü Kazak Türkleri arasında en yaygın terimlerden biridir. Kazak Türkleri'nde kımız, avıl (köy, oba) tarafından ortaklaşa yapılır, ortaklaşa kullanılır. Kımız için kimse kimseden para almaz. Kımız yaz aylarında bolca bulunur, kış aylarında ise pek bulunmaz.
KIMIZ NASIL YAPILIR
Kımız kısrak sütünden, kendine özgü bir maya ile ekşitilir. Ekşitme sonucunda kısrak sütü az-çok köpüklü, mayhoş lezzetli, güzel kokulu, keyif verici bir içki biçimini alır. İki tür kımız vardır: Ak Kımız ve Kara Kımız. Ak kımız mandalina , portakal gibi yemişlerden daha az alkol içerir. Ak kımız bir kaç ay kadar bekletildiğinde alkol oranı artar ve kara kımız denilen alkollü ve lezzetli bir içki durumunu alır.
Kımızın mayasını yapmak çok karışık ve güç bir iştir. Kımızın özelliği, mayasından ileri gelir. Bozkır halkı olan Kırgız Türkleri ile Başkırt Türkleri, en iyi maya olarak eski kımızı kullanır. Güzün mayalı kımız, ağzı iyice kapatılmış bir şişe içinde saklanır. Yazın kımız çalma zamanı gelince, bu mayaya aynı oranda taze kısrak sütü katılır ve ılık bir yerde 24 saat bekletilir. İkinci gün buna iki misli daha taze süt katılır. Normal olarak bundan üç veya dört gün sonra bakteriler üremeğe başlar. Sanatoryumlarda ise, maya için kışa bırakılan kımız, kışın birkaç kez inek sütü ile ekşitilir. Buna, katık adı verilir. Yaz gelince bu maya bir ya da iki katı kısrak sütü ile karıştırılarak çalkalanır ve 22-25 derecede ılık bir yere bırakılır. Dört beş gün sonra, yani gaz haline gelinceye değin bekletilir ve alınarak kullanılır.
KIMIZIN İÇİNDE NELER VAR
Standart kımızın ekşilik derecesi 60 ile 80 derece arasındadır; orta kımız 80-100 derece, güçlü kımız ise 100-120 derece ekşiliktedir. Bir litre kımız da 22 gram belok, 17 gram yağ, 39,6 gram süt şekeri, 20 gram da alkol vardır. Bunların vereceği kalori 530'dur. Kımızın içinde çeşitli mineraller de vardır. Özellikle kalsiyum ve fosfor yüksek orandadır. Kımızdaki vitaminleri sayarsak A, B, ve C vitaminlerinin bol olduğunu görürüz. Kımızdaki alkol oranı yüzde 1,2'dir ki bu bir çok meyvedeki alkol oranından daha düşüktür. Ayrıca, kımızın albümin değeri yumurtanınkinden çoktur.
KIMIZIN YARARLARI
Kımızın yararlı ve şifalı bir içecek olduğu çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Bir Rus yazarı olan S.T. Aksakov, Orınburg yöresinin göçebe halkları üzerine şu bilgileri verir:
Alıntı:
... Her yıl, kışın korkunç soğuğunda, boralarında eziyet çekerek yaşayan kişileri görerek umutsuzlanmamak mümkün değil. Ancak, iki üç ay sonra aynı insanları yeniden görürseniz, yüzleri al al kana dolmuş, şişmanlamış olarak bulursunuz. Onları tanıyamazsınız. Çünkü bu sıralarda onlar bol bol kımız içerler. Beşikteki çocuktan doksanındaki kocaya değin herkesin sevdiği içecek olan kımızla yeniden buluşmuşlardır. Bunu gözünle gördüğünde, kımızın bulunmaz bir besin ve çok etkili bir ilaç olmasına hayran kalırsın...
Kımızın yararları üzerine olan sözleri yalnızca Türk boylarından ve Türkler arasında bulunmuş yazar ve gezginlerden değil, bilginlerden, doktorlardan, kimyacılardan da duymak mümkündür. Hatta, 1858'de Rusya'da N. V. Postnıkov adlı bir kimyacının girişimi ile Samarra kentinde kımız kullanarak hastaları iyileştiren bir hastane açılmıştır. İngitere ve Kaiforniya'da da kımızla tedavi yapan kurumlar vardır.
Kımız yalnızca verem için değil, mide hastalıkları, kansızlık ve başka hastalıklar için de yararlıdır. Halsizliği giderir, güç verir. Hastalıktan ötürü güçten düşenlere de iyi gelir. Kımızı ilaç olarak kullananların her gün 0,5 - 2 litre içmeleri önerilir. Kımızı yemek aralarında içmek daha doğru olur. Ya da yemekten 1,5 - 2 saat önce içmeyi âdet edinmek uygundur. Her içildiğinde, vücudun gereksinmesine göre bir iki bardak, kimi kez de üç bardak içilmesi iyi olur. Araştırmalar, hastanın bir iki bardak kımız içtikten sonra iştahının açıldığını göstermiştir.
Kısrak sütünde bulunan besin maddeleri, kımız yapımında gerçekleşen ekşime sırasında kimyasal dönüşüme uğrar. Yani kısrak sütündeki kazein ve albüminler, asitamin ve pepton'a dönüşür. Bunlar mide ve bağırsaklar da yeniden kimyasal dönüşüme gerek kalmadan doğrudan doğruya emildiğinden ötürü kımız içen hastanın beslenme durumu kısa sürede iyileşir, mide ve bağırsaklar yorulmaz; ayrıca besin maddelerinin sindirim organlarında kimyasal dönüşümü için gerekli olan zaman ve yorgunluktan da tasarruf edilmiş olunur.
Kısrak sütünde bulunan şeker; süt asidi, alkol ve karbona ayrılır. Bunlar sindirim organlarının salyalı tabakalarına ve sindirim bezlerine uyarıcı etki yapar. Sonuçta sindirim salgılarının miktarı artar, iştah açılır. Kımızın süt asidi, gövdemizi ağılayarak (zehirleyerek) tahrip eden bağırsak mikroplarının döküntülerini de zararsız duruma sokar. Gövdemizce emilen besin maddelerinin işe yaramayan artıklarından oluşan zararlı maddeler kımız tedavisiyle iyice temizlenir ve beslenme değerinde artış görülür. Dr. Karrik, kımızdaki asitlaktik ile az miktardaki alkolün sindirimi kolaylaştırıcı etkisi üzerinde incelemeler yapmış ve midenin normal işlemesini sağlayan bir etken olduğunu saptamıştır.
Kımız üzerinde yapılan inceleme ve çalışmalar (Prof. Zarnitsin, Prof. Vişnevski) kımızın, supasit hastalığında mide salgısını artırdığını, mide salgısının olağan dışı yükselmesinden ileri gelen sayrılıklar (hastalıklar) da ise salgılamayı normalleştirdiği görülmüştür. Ayrıca, mide salgısındaki asit ve tuz asitlerinin azalmasını gösteren mide hastalıklarında (gastrit vb) bir tedavi aracı olduğu, mide ve bağırsakların tembelleşmesinden ileri gelen hastalıklarda ise bu organların çalışma yeteneğini artırdığı anlaşılmıştır.
Kımız özellikle besinlerdeki albümin maddelerinin tam olarak emilmesini sağlar. Dr. Mode ve Kozin'in çalışmaları, kımız içen hastaların içmeyenlere göre, sindirdikleri albümin miktarının daha çok olduğunu göstermektedir.
Kımız özellikle şu hastalıklarda iyi sonuç verir: Kansızlık, yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, şiddetli bronşit. Kımızın, tedavisinde kullanıldığı başka bir hastalık da veremdir. Kımız çabuk emildiğinden ve çabuk etki yaptığından dolayı verem tedavisinde önemli rol oynar. Sonuçta öksürük seyrekleşir, balgam azalır, hararet düşer, gece terlemesi yok olur, iştah açılır, gövdeye güç gelir.
Kımızın ağır işlerde çalışanlar tarafından kullanılması hem sağlıklarının korunmasına, hem de iş veriminin artmasına neden olur. Tadı güzel ve yüksek değerli bir besin olan kımızda yüzde 1,2 alkol bulunmasından dolayı, halk arasında alkol karşıtı bir etken olarak kullanılabilir. Ayrıca Antibiyotik etkinliğinden ötürü vücuttaki iltihapları yok eder, bağırsak çürümelerini önler.
1945 yılında F. Laçınay'ın Türkiye Türkçesi'ne çevirmiş olduğu 32 sayfalık kitapçıkta kımızın yararları üzerine şu bilgiler yer alır:
Alıntı:
Kımızla tedavi eden kuruluşlar: 1912 yılında bir ilde küçük çapta 40 tane kımız tedavi yeri açılmıştı. Bundan başka 75 köy de tedaviye gelenler için kımız yapmak ile uğraşmaktaydılar. Bugün kımız ile tedavi işi, büyük bir kitlenin sağlığını korumak için, koruyucu bir etken olarak kabul edilmiştir. Uzmanların kılavuzluğu ile çalışan büyük sanatoryumlar açılarak, devletçe sağlık işleri arasına alınmıştır. Yalnızca Başkırdistan’da 800 ve 540 yataklı iki sanatoryum vardır. 1934 yılında bu iki sanatoryumda 6100 hasta tedavi edilmiştir.
Kımızın tedavi edici özellikleri: Kımızın ne gibi özellikleri var ki, Sosyal Sigorta kuruluşları ile büyük bir halk kitlesinin ilgisini üzerine çekmektedir. İçindekiler bakımından inek sütünden çok ayrı olan kısrak sütü, mayalanma ve tahammür süresince köklü bir değişikliğe uğrar. Albümin maddeleri kısmen peptona; süt şekeri de asitlaktik, alkol ve asitkarbona dönüşür. Asitlaktik ve alkol, kımızın mayalanması sırasında süt şekerinin değerine göre gelişir ve böylece de kımızın kazanabileceği özelliğe etki eder.
Kımızın içinde bulunan önemli maddeler şunlardır: Ufak ve ince zerrelerden oluşan albümin, asitlaktik, alkol, asitkarbon ve vitaminler. Kımız albümini, önemli asitaminleri içinde topladığı için tam bir değere sahiptir. Pepton haline geldiği için de kolaylıkla sindirilir ve vücutça benimsenir. Kımızın içinde bulunan önemli maddelerden biri de süt ekşisidir. Bu, bir yandan sindirimi iyileştirdiği gibi, vücudumuzdaki asitalkolün dengesini de etkiler. Kımızda bulunan az miktardaki alkol, yürek damarları, sinir sistemleri ve soluk alma organlarını düzenler. Kımızın asitkarbonu ise, sindirim yollarındaki hareket ve emme fonksiyonlarını destekler. Kımızın tuz terkibinde kalsiyum bol olduğundan, vücudumuzdaki tuz maddelerinin normal alışveriş etmeleri de sağlanır. Kımızda bulunan A, B, C vitaminleri, onu tedavi aracı olduğu kadar koruyucu bir ilaç haline de sokmuştur.
Kımızdaki asitlaktik ile alkol, sindirimi kolaylaştırıcı bir özelliktedir. Midenin işlemesini de sağlayan bir maddedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda kımızın supasit hastalığında mide salgılarını artırdığı ve yine mide salgılarının anormal yükselmelerinde de, salgıları normalleştirdiği görülmüştür. Asit ve tuz-asitlerinin azaldığını gösteren mide hastalıkları ile gastritis’de bir ilaç olarak kullanılmıştır. Bağırsakların tembelleşmelerinden ileri gelen hastalıklarda, organların gerilme ve kasılma değişmelerini artırmıştır.
Kımızın sütekşisi floru, bağırsak ve mide zehirleri ile zehirlenme (auto-toxication) durumlarında hem koruyucu hem de tedavi edici olmuştur. Süt ekşisi florunun, bağırsaktaki mikrop toksinlerine ve burada yerleşen zararlı mikropların yaşamasına karşı yaptığı tepki, Dr. Meçnikov tarafından gösterilmiştir. Albümin maddelerinin tam olarak alınmasını sağlar. Kımız ile tedavi edilen hastaların aldıkları albümin ve kazein değeri, aynı besini alan başka hastalarınkinden fazladır.
Kımız, yalnızca mide ve bağırsaklara değil, yüreğe ve damar sistemlerine de etkilidir. Kımız içiminden sonra yürek hareketleri sıklaşır ve nabız çevresi genişler. Kimi hastalar başlangıçta biraz yürek çarpıntısı duyar ise de, bu durum çabuk geçer. Bu nedenle araştırıcılar, kımızın etkisiyle kan basıncının arttığını da yazar. Dr. Rubel’e göre kımız, yürek ve damar sistemine normal çalışma yeteneğini sağlayan bir ilaçtır. Böbrekler sisteminde de kımızın etkileri görülmüştür. Kımız ile hastanın boşaltım sistemi hızlanmış ve vücudunun iyice yıkanmış ve temizlenmiş olduğu görülür
Kımız, Türkler'in ulusal içkisidir. Kısrak sütünden yapılır. Kımız besin olarak da, içecek olarak da Türk'e atadan kalmış bir ilaçtır. Bir ilaçtır; çünkü bir çok derde iyi gelmektedir. Kazak kimyacısı Aydar Akınoğlu'nun deyişiyle kımızın yararlarını ve niteliklerini "birkaç makale ya da kitapta anlatmak kolay değildir". Kımızın kullanımı hakkındaki bilgiler çok eskilere, Hun Türkleri'ne değin dayanır. Tarihi kayıtlara göre Asya Büyük Hun Devleti çağında Türkler kımız içerlerdi. Yine tarih kayıtları, Avrupa Hunları ile Gök Türkler'in de kımız ürettiklerini belirtmektedir.
Eski Yunanlı tarihçi Herodot, İskitler'in kısrak sütünden çok lezzetli bir içki yaptığını belirtir. Rus tarihçileri de, Ruslar'ın Kıpçak Türkleri'ne gönderdikleri elçilerin resmi içki olan Kımız ile ağırlandıklarını yazarlar.
Kımız günümüzde Anadolu Türkleri'nce pek kullanılmamaktadır ama Orta Asya'da yaşayan Türkler arasında yapımı ve kullanımı bugün de yaygındır. Moğollar tarafından da benimsenmiştir. Kımız Doğu Türklerince öyle sevilmektedir ki "Kımızı kim içmez" sözü Kazak Türkleri arasında en yaygın terimlerden biridir. Kazak Türkleri'nde kımız, avıl (köy, oba) tarafından ortaklaşa yapılır, ortaklaşa kullanılır. Kımız için kimse kimseden para almaz. Kımız yaz aylarında bolca bulunur, kış aylarında ise pek bulunmaz.
KIMIZ NASIL YAPILIR
Kımız kısrak sütünden, kendine özgü bir maya ile ekşitilir. Ekşitme sonucunda kısrak sütü az-çok köpüklü, mayhoş lezzetli, güzel kokulu, keyif verici bir içki biçimini alır. İki tür kımız vardır: Ak Kımız ve Kara Kımız. Ak kımız mandalina , portakal gibi yemişlerden daha az alkol içerir. Ak kımız bir kaç ay kadar bekletildiğinde alkol oranı artar ve kara kımız denilen alkollü ve lezzetli bir içki durumunu alır.
Kımızın mayasını yapmak çok karışık ve güç bir iştir. Kımızın özelliği, mayasından ileri gelir. Bozkır halkı olan Kırgız Türkleri ile Başkırt Türkleri, en iyi maya olarak eski kımızı kullanır. Güzün mayalı kımız, ağzı iyice kapatılmış bir şişe içinde saklanır. Yazın kımız çalma zamanı gelince, bu mayaya aynı oranda taze kısrak sütü katılır ve ılık bir yerde 24 saat bekletilir. İkinci gün buna iki misli daha taze süt katılır. Normal olarak bundan üç veya dört gün sonra bakteriler üremeğe başlar. Sanatoryumlarda ise, maya için kışa bırakılan kımız, kışın birkaç kez inek sütü ile ekşitilir. Buna, katık adı verilir. Yaz gelince bu maya bir ya da iki katı kısrak sütü ile karıştırılarak çalkalanır ve 22-25 derecede ılık bir yere bırakılır. Dört beş gün sonra, yani gaz haline gelinceye değin bekletilir ve alınarak kullanılır.
KIMIZIN İÇİNDE NELER VAR
Standart kımızın ekşilik derecesi 60 ile 80 derece arasındadır; orta kımız 80-100 derece, güçlü kımız ise 100-120 derece ekşiliktedir. Bir litre kımız da 22 gram belok, 17 gram yağ, 39,6 gram süt şekeri, 20 gram da alkol vardır. Bunların vereceği kalori 530'dur. Kımızın içinde çeşitli mineraller de vardır. Özellikle kalsiyum ve fosfor yüksek orandadır. Kımızdaki vitaminleri sayarsak A, B, ve C vitaminlerinin bol olduğunu görürüz. Kımızdaki alkol oranı yüzde 1,2'dir ki bu bir çok meyvedeki alkol oranından daha düşüktür. Ayrıca, kımızın albümin değeri yumurtanınkinden çoktur.
KIMIZIN YARARLARI
Kımızın yararlı ve şifalı bir içecek olduğu çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Bir Rus yazarı olan S.T. Aksakov, Orınburg yöresinin göçebe halkları üzerine şu bilgileri verir:
Alıntı:
... Her yıl, kışın korkunç soğuğunda, boralarında eziyet çekerek yaşayan kişileri görerek umutsuzlanmamak mümkün değil. Ancak, iki üç ay sonra aynı insanları yeniden görürseniz, yüzleri al al kana dolmuş, şişmanlamış olarak bulursunuz. Onları tanıyamazsınız. Çünkü bu sıralarda onlar bol bol kımız içerler. Beşikteki çocuktan doksanındaki kocaya değin herkesin sevdiği içecek olan kımızla yeniden buluşmuşlardır. Bunu gözünle gördüğünde, kımızın bulunmaz bir besin ve çok etkili bir ilaç olmasına hayran kalırsın...
Kımızın yararları üzerine olan sözleri yalnızca Türk boylarından ve Türkler arasında bulunmuş yazar ve gezginlerden değil, bilginlerden, doktorlardan, kimyacılardan da duymak mümkündür. Hatta, 1858'de Rusya'da N. V. Postnıkov adlı bir kimyacının girişimi ile Samarra kentinde kımız kullanarak hastaları iyileştiren bir hastane açılmıştır. İngitere ve Kaiforniya'da da kımızla tedavi yapan kurumlar vardır.
Kımız yalnızca verem için değil, mide hastalıkları, kansızlık ve başka hastalıklar için de yararlıdır. Halsizliği giderir, güç verir. Hastalıktan ötürü güçten düşenlere de iyi gelir. Kımızı ilaç olarak kullananların her gün 0,5 - 2 litre içmeleri önerilir. Kımızı yemek aralarında içmek daha doğru olur. Ya da yemekten 1,5 - 2 saat önce içmeyi âdet edinmek uygundur. Her içildiğinde, vücudun gereksinmesine göre bir iki bardak, kimi kez de üç bardak içilmesi iyi olur. Araştırmalar, hastanın bir iki bardak kımız içtikten sonra iştahının açıldığını göstermiştir.
Kısrak sütünde bulunan besin maddeleri, kımız yapımında gerçekleşen ekşime sırasında kimyasal dönüşüme uğrar. Yani kısrak sütündeki kazein ve albüminler, asitamin ve pepton'a dönüşür. Bunlar mide ve bağırsaklar da yeniden kimyasal dönüşüme gerek kalmadan doğrudan doğruya emildiğinden ötürü kımız içen hastanın beslenme durumu kısa sürede iyileşir, mide ve bağırsaklar yorulmaz; ayrıca besin maddelerinin sindirim organlarında kimyasal dönüşümü için gerekli olan zaman ve yorgunluktan da tasarruf edilmiş olunur.
Kısrak sütünde bulunan şeker; süt asidi, alkol ve karbona ayrılır. Bunlar sindirim organlarının salyalı tabakalarına ve sindirim bezlerine uyarıcı etki yapar. Sonuçta sindirim salgılarının miktarı artar, iştah açılır. Kımızın süt asidi, gövdemizi ağılayarak (zehirleyerek) tahrip eden bağırsak mikroplarının döküntülerini de zararsız duruma sokar. Gövdemizce emilen besin maddelerinin işe yaramayan artıklarından oluşan zararlı maddeler kımız tedavisiyle iyice temizlenir ve beslenme değerinde artış görülür. Dr. Karrik, kımızdaki asitlaktik ile az miktardaki alkolün sindirimi kolaylaştırıcı etkisi üzerinde incelemeler yapmış ve midenin normal işlemesini sağlayan bir etken olduğunu saptamıştır.
Kımız üzerinde yapılan inceleme ve çalışmalar (Prof. Zarnitsin, Prof. Vişnevski) kımızın, supasit hastalığında mide salgısını artırdığını, mide salgısının olağan dışı yükselmesinden ileri gelen sayrılıklar (hastalıklar) da ise salgılamayı normalleştirdiği görülmüştür. Ayrıca, mide salgısındaki asit ve tuz asitlerinin azalmasını gösteren mide hastalıklarında (gastrit vb) bir tedavi aracı olduğu, mide ve bağırsakların tembelleşmesinden ileri gelen hastalıklarda ise bu organların çalışma yeteneğini artırdığı anlaşılmıştır.
Kımız özellikle besinlerdeki albümin maddelerinin tam olarak emilmesini sağlar. Dr. Mode ve Kozin'in çalışmaları, kımız içen hastaların içmeyenlere göre, sindirdikleri albümin miktarının daha çok olduğunu göstermektedir.
Kımız özellikle şu hastalıklarda iyi sonuç verir: Kansızlık, yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, şiddetli bronşit. Kımızın, tedavisinde kullanıldığı başka bir hastalık da veremdir. Kımız çabuk emildiğinden ve çabuk etki yaptığından dolayı verem tedavisinde önemli rol oynar. Sonuçta öksürük seyrekleşir, balgam azalır, hararet düşer, gece terlemesi yok olur, iştah açılır, gövdeye güç gelir.
Kımızın ağır işlerde çalışanlar tarafından kullanılması hem sağlıklarının korunmasına, hem de iş veriminin artmasına neden olur. Tadı güzel ve yüksek değerli bir besin olan kımızda yüzde 1,2 alkol bulunmasından dolayı, halk arasında alkol karşıtı bir etken olarak kullanılabilir. Ayrıca Antibiyotik etkinliğinden ötürü vücuttaki iltihapları yok eder, bağırsak çürümelerini önler.
1945 yılında F. Laçınay'ın Türkiye Türkçesi'ne çevirmiş olduğu 32 sayfalık kitapçıkta kımızın yararları üzerine şu bilgiler yer alır:
Alıntı:
Kımızla tedavi eden kuruluşlar: 1912 yılında bir ilde küçük çapta 40 tane kımız tedavi yeri açılmıştı. Bundan başka 75 köy de tedaviye gelenler için kımız yapmak ile uğraşmaktaydılar. Bugün kımız ile tedavi işi, büyük bir kitlenin sağlığını korumak için, koruyucu bir etken olarak kabul edilmiştir. Uzmanların kılavuzluğu ile çalışan büyük sanatoryumlar açılarak, devletçe sağlık işleri arasına alınmıştır. Yalnızca Başkırdistan’da 800 ve 540 yataklı iki sanatoryum vardır. 1934 yılında bu iki sanatoryumda 6100 hasta tedavi edilmiştir.
Kımızın tedavi edici özellikleri: Kımızın ne gibi özellikleri var ki, Sosyal Sigorta kuruluşları ile büyük bir halk kitlesinin ilgisini üzerine çekmektedir. İçindekiler bakımından inek sütünden çok ayrı olan kısrak sütü, mayalanma ve tahammür süresince köklü bir değişikliğe uğrar. Albümin maddeleri kısmen peptona; süt şekeri de asitlaktik, alkol ve asitkarbona dönüşür. Asitlaktik ve alkol, kımızın mayalanması sırasında süt şekerinin değerine göre gelişir ve böylece de kımızın kazanabileceği özelliğe etki eder.
Kımızın içinde bulunan önemli maddeler şunlardır: Ufak ve ince zerrelerden oluşan albümin, asitlaktik, alkol, asitkarbon ve vitaminler. Kımız albümini, önemli asitaminleri içinde topladığı için tam bir değere sahiptir. Pepton haline geldiği için de kolaylıkla sindirilir ve vücutça benimsenir. Kımızın içinde bulunan önemli maddelerden biri de süt ekşisidir. Bu, bir yandan sindirimi iyileştirdiği gibi, vücudumuzdaki asitalkolün dengesini de etkiler. Kımızda bulunan az miktardaki alkol, yürek damarları, sinir sistemleri ve soluk alma organlarını düzenler. Kımızın asitkarbonu ise, sindirim yollarındaki hareket ve emme fonksiyonlarını destekler. Kımızın tuz terkibinde kalsiyum bol olduğundan, vücudumuzdaki tuz maddelerinin normal alışveriş etmeleri de sağlanır. Kımızda bulunan A, B, C vitaminleri, onu tedavi aracı olduğu kadar koruyucu bir ilaç haline de sokmuştur.
Kımızdaki asitlaktik ile alkol, sindirimi kolaylaştırıcı bir özelliktedir. Midenin işlemesini de sağlayan bir maddedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda kımızın supasit hastalığında mide salgılarını artırdığı ve yine mide salgılarının anormal yükselmelerinde de, salgıları normalleştirdiği görülmüştür. Asit ve tuz-asitlerinin azaldığını gösteren mide hastalıkları ile gastritis’de bir ilaç olarak kullanılmıştır. Bağırsakların tembelleşmelerinden ileri gelen hastalıklarda, organların gerilme ve kasılma değişmelerini artırmıştır.
Kımızın sütekşisi floru, bağırsak ve mide zehirleri ile zehirlenme (auto-toxication) durumlarında hem koruyucu hem de tedavi edici olmuştur. Süt ekşisi florunun, bağırsaktaki mikrop toksinlerine ve burada yerleşen zararlı mikropların yaşamasına karşı yaptığı tepki, Dr. Meçnikov tarafından gösterilmiştir. Albümin maddelerinin tam olarak alınmasını sağlar. Kımız ile tedavi edilen hastaların aldıkları albümin ve kazein değeri, aynı besini alan başka hastalarınkinden fazladır.
Kımız, yalnızca mide ve bağırsaklara değil, yüreğe ve damar sistemlerine de etkilidir. Kımız içiminden sonra yürek hareketleri sıklaşır ve nabız çevresi genişler. Kimi hastalar başlangıçta biraz yürek çarpıntısı duyar ise de, bu durum çabuk geçer. Bu nedenle araştırıcılar, kımızın etkisiyle kan basıncının arttığını da yazar. Dr. Rubel’e göre kımız, yürek ve damar sistemine normal çalışma yeteneğini sağlayan bir ilaçtır. Böbrekler sisteminde de kımızın etkileri görülmüştür. Kımız ile hastanın boşaltım sistemi hızlanmış ve vücudunun iyice yıkanmış ve temizlenmiş olduğu görülür
Montag, 4. August 2008
Bursa'nın kederli ve sert mizaçlı göçmenleri ...
Bursa'nın kimliğine, kültürüne katkı yapan göçmen gruplarından biri de Tatarlar'dır. Tatarlar'ı, hep sert mizaçları altında ciddi ve disiplinli yaşamlarıyla tanıdım. Yakından tanıdığım Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve TRT İstanbul TV Müdürü Zafer Karatay ilk aklıma gelen başarılı Tatarlar.
Sevgili dostum Adnan Süyen'in, bir grup arkadaşıyla çıkardığı "Kalgay" adlı dergi, sadece Bursa'daki Tatarlar için değil, tüm ülkemizdeki Tatarlar'ın en ciddi tarih ve kültür dergisi.
Bu hafta size, sert mizaçları altında çalışkanlığı ve ciddiyeti simgeleyen Bursalı Tatarlar'ın hikayesini anlatmak istiyorum.
KIRIM TATARLARI'NIN ISTIRAPLARI
Kırım'ın önce bağımsız kabul edilmesi, sonra da 1783'te Ruslar'ca işgal edilmesi, burada yaşayan Müslüman halkı tedirginliğe sürüklemişti. General Potemkin'in 70.000 Rus köylüsünü Kırım'a yerleştirerek, Tatar Türkleri'ne ait mülkleri Ruslar'a vermesi üzerine, Tatar Türkler'i topluca göç etmeye başlamışlardı. 1785'ten 1800 yılına kadar devam eden bu ilk Türk göçleri sırasında 300.000 kadar göçmen Kırım'ı terk ederek Rumeli ya da Anadolu'ya geçmişti.
Kırım'dan Türk göçleri bu tarihten sonra da devam etmiş ve 1860 yılına kadar, Türkler'in Osmanlı Devleti'ne ilticaları sürmüştü. Fakat, ikinci büyük Tatar göçmen hareketi, 1856'da sona eren Kırım Savaşı'nı izleyen yıllarda olmuştu. 1860-1862 yılları arasında 227.000 ve onu izleyen birkaç yıl içerisinde de 8.000 göçmen Kırım'dan ayrılmıştı. Kırım göçmenlerinin bir kısmı Rumeli'de, bir kısmı da Anadolu'da, özellikle Eskişehir yöresinde iskan edilmişlerdi.
1878 ve onu izleyen yıllarda, yaklaşık 100 yıllık bir mazisi olan Kırım ve Kafkasya göçleri, mevcut sebeplere yenilerinin de eklenmesiyle olanca hızıyla devam etmişti.
1885 tarihinden itibaren Bursa'da iskân edilen ve yukarıda arşiv belgeleriyle iskân yerleri ve adları tespit edilen göçmenler de tahmini olarak bu rakamlara ilâve edildiğinde, Bursa ilinde 1878-1908 döneminde iskân edilen Kırım ve Kafkas göçmenlerinin sayısı 50 ilâ 60 bin arasındadır. Zaten 1892 yılı kayıtlarına göre Bursa'ya sevk edilen toplam göçmen sayısı da, 162.028 kişidir. Şu halde bu ilde 1878'den sonra iskân edilen göçmenlerin yaklaşık yüzde 34'ünü Kırım ve Kafkasya'dan gelenler oluşturmakta.
TATAR KÜLTÜRÜNÜN BURSA'YA KATKISI
Kırım ve Kafkasya göçmenlerinin yerleşmeleriyle, Bursa'nın demografik yapısında da değişiklikler meydana geldi. Kültür ve uygarlıklar durağı olan Bursa'ya gelen her yeni kültür ve gelenek, kentin değerlerini daha da zenginleştirmişti.
Bursa'ya gelen ilk Tatar göçü Timur dönemine rastlar. Bugün Tatarlar olarak anılan mahalle, 1402 tarihinden sonra Bursa'ya gelen Tatarlar'ın yerleştiği bir yerdi.
Tatarlar'ın başlıca işi at ve ata dayalı meslekler olduğu için, hemen bu mahalle yanındaki Atpazarı Mahallesi'ni de, yine Tatarlar'ın kurduğu sanılmakta…
Mahallede bulunan Tatarlar Mescidi'nin, önce Tatarlar tarafından yaptırıldığı sanılmakta. Zamanla yıkılan bu mescid, 1900'lü yıllarda Ali Hoca tarafından yeniden yaptırılmış.
Tatarlar Mahallesi'yle Atpazarı Mahallesi'ni bağlayan tarihi köprüye de Tatarlar Köprüsü denilmekte. Köprünün kim tarafından yapıldığı belirlenemese de 15. yüzyılda yapıldığı belgelerden anlaşılmakta. Bugün üzerine betondan yeni köprü yapılsa da eski köprünün tek kemeri, beton köprünün altında halen kullanılmakta. Bugün atıl durumda kalan bu orijinal köprü ayaklarının korunması gereklidir.
Önceleri Kapalıçarşı, Tatarlar Mahallesi'ne kadar devam etmekteydi. Tatarlar Mahallesi'ndeki çarşıya Tatarlar Çarşısı denilmekteydi. 1589 tarihli Mühimme Defterindeki bir kayıtta, bu çarşıda bir de meyhanenin bulunduğu anlaşıldığına göre, bu tarihte mahallede gayri Müslim Tatarlar'ın da yaşadığı sanılmakta.
BURSA'DAKİ TATARLAR
1906-07 yıllarında Karaçaylar'dan gelip Hüdavendigar Vilayeti'ne yerleştirilen Kırım Tatarları İzmit ve İnegöl'e iskan edilmişti. 19. yüzyılın sonlarında Mecidiye'de 100 hane, Hıdırlık'ta 97 hane, Vefikiye'de 84 hane, Mollaarap'ta 102 hane, Namazgah'ta 60 hane, İhsaniye'de 18 hane, Alacahırka'da 15 hane Tatar göçmeni yerleşti. Bursa'ya 475 hane, 3.620 kişi iskan edildi.
Karıncadere Sokak'taki Hayriye Mescidi de, bu mahalleyi kuran Tatar göçmenler tarafından 1866 yılında yaptırılmıştı. Ahmetpaşa Mahallesi yakınlarındaki Yeniyer Mezarlığı'na da, 1880'li yıllarda Tatar göçmenleri yerleştirilmişti. Eskiden Karaman Köyü içinde bulunan İhsaniye Köyü'nü, Rusçuk'tan gelen 17 hane Tatar kurmuştu.
Piremir'de çoğunlukla, 1880'li yıllarda gelmiş olan Tatar göçmenleri yaşamakta. 1880'li yıllarda gelen Tatar göçmenleri, hemen Askeri Okulu'nun aşağısına yerleştirilmiştir.
TATAR KÖYLERİ
1900'lü yılların başında Bursa ilçe ve köylerine de Tatar göçmenleri yerleştirilmişti. Tüm ilde yaklaşık 800 hane Tatar yerleştirilmişti.
Karacabey Canbeli Mahallesi'ne 80 hane, Bey Köyü'nde 41 hane, Okçugüney'de 50 hane, Kirmikir/Harmanlı Köyü'nde ise 75 hane Tatar göçmeni yerleştirilmişti. Karacabey'deki Bakırköy'e 1860'lı yıllarda gelen Tatarlar yerleştirilmişti. Bulgar(Hamidiye) Köyü ile Dorumtay Köyü de, 1864 yılından sonra Tatar göçmenler tarafından kurulmuştu. Sazlıca ve İhsaniyeüst köyleri de önce bir Tatar köyüydü. Ovaesemen, Şeyhnaib Köyü de Tatar göçmenleri tarafından kurulmuştu. Ulubat'a bağlı Tatarköy de, büyük olasılıkla 1530 tarihli tahrirat defterinde geçen ve 8 hanenin yaşadığı Tatarhor Köyü olmalı. Karacabey'e toplam 145 hane, İnegöl'e de 51 hane Tatar göçmeni yerleşmişti.
M.Kemalpaşa ilçesi merkez bucağına bağlı Aralık Köyü, 1864 yılında gelen Tatar göçmenleri tarafından kurulmuştu. Bu ilçenin merkez bucağına bağlı Ormankadı'ya da 1820 yılında, halen Tatar Hamamı olarak anılan mevkiye Tatar göçmenleri yerleşmiş.
Yenişehir Beypınar Köyü, 1860 yıllarında Tatarlar'ın yerleşimi ile kurulmuş. 50-60 hane Tatar göçmeni burada at yetiştiriciliği yapmış. Uzun yıllar bölgedeki en iyi at yetiştiricisi olan Tatarlar'ın çoğu, daha sonra Yenişehir merkeze yerleşmiş. Ermeni tüccarlarından Ohennes'in hediye ettiği tarlaya yerleşen Tatarlar, bugün Yenişehir'in Tatarlar Mahallesi'ni kurmuş. Yenişehir Yeni Mahallesi de 1880'li yıllarda gelen Tatarlar tarafından kurulmuş.
İnegöl merkez bucağına bağlı Eskiköy ve Olukman köylerinde de Tatar göçmenler yaşamakta.
Mudanya Ömer Mahallesi'nde de 93 Göçmeni Tatarlar yaşamakta. Mudanya merkez ilçeye bağlı Orhaniye Köyü'nde 15-20 hane Karaçay Tatarları yerleşmişti.
TATARLAR MAHALLESİ
Bursa'nın çok eski bir mahallesi olan Tatarlar, Tatarhace olarak da anılmıştı. 1487 yılı tahrirat defterinde adına rastladığımıza göre Tatarlar'ın 1402 Ankara Savaşı sonunda yerleştirilen Tatarlar olduğu anlaşılıyor.
Kaynaklara göre bu mahalledeki Tatarlar'ın, Karamanoğlu Mehmet'e yardım ettikleri için, Çelebi Mehmet tarafından sürüldüğü de savunulur. Ancak bu mahalledeki Tatarlar sürüldükten sonra bile mahalle adı değişmemiş Tatarlar olarak anılmayı sürdürmüş.
1487 yılında 47 hanesi olan mahallede, 1573 yılında 39 hane yaşamaktaymış. 1508 tarihli bir belgede Tatarmehmet Mahallesi adına rastladık ki, olasılıkla aynı mahalledir. Bu belgeden mahalleye adını veren mescidin, Tatar Mehmet adlı bir kişi tarafından yapıldığı anlaşılmakta.
Bir Yunan kaynağından aktarılan bilgiye göre, Mehmet Koca mahalleye adını vermiştir. 1924 yılında nüfusu azaldığı için, Çukur ve Selimzade Mahallesi ile birleşip tek muhtarlığa bağlanmış.
BURSA TATARLAR'A YURT OLDU
Tatar sözcüğü, ilk aşamada Bursalılar'a Timur dönemindeki kötü intibaları çağrıştırsa da, 1880'li yıllarda gelen Tatar göçmenler Bursa'ya yaptıkları katkılarla gerekli saygınlığı kazanmıştı. Birçok Tatar göçmeni Bursa'da önemli hizmetler yaptı. İşgal yıllarında, ülkemizin en eski sosyalist gazetelerinden biri olan Yoldaş'ı çıkaran İbrahim Hilmi de bir Tatar göçmeniydi.
Bursa ekonomisi ve kültürüne önemli katkılar yapan Bursalı Tatarlar'ın bir de dernekleri bulunuyor. Tatar göçmenler Bursa'ya değer kattı. Bursa da, gelen Tatar göçmenlere kucak açarak kendi kültürleri içinde yeni bir kimlik kazandırdı. Yıllar önce Rus baskısı altında ezilen Tatarlar'ı kentlerine kabul ederek onlara yeni bir vatan ve yaralarına merhem oldu-
Alinti:
Raif KAPLANOĞLU
Bursa Hakimiyet
Sevgili dostum Adnan Süyen'in, bir grup arkadaşıyla çıkardığı "Kalgay" adlı dergi, sadece Bursa'daki Tatarlar için değil, tüm ülkemizdeki Tatarlar'ın en ciddi tarih ve kültür dergisi.
Bu hafta size, sert mizaçları altında çalışkanlığı ve ciddiyeti simgeleyen Bursalı Tatarlar'ın hikayesini anlatmak istiyorum.
KIRIM TATARLARI'NIN ISTIRAPLARI
Kırım'ın önce bağımsız kabul edilmesi, sonra da 1783'te Ruslar'ca işgal edilmesi, burada yaşayan Müslüman halkı tedirginliğe sürüklemişti. General Potemkin'in 70.000 Rus köylüsünü Kırım'a yerleştirerek, Tatar Türkleri'ne ait mülkleri Ruslar'a vermesi üzerine, Tatar Türkler'i topluca göç etmeye başlamışlardı. 1785'ten 1800 yılına kadar devam eden bu ilk Türk göçleri sırasında 300.000 kadar göçmen Kırım'ı terk ederek Rumeli ya da Anadolu'ya geçmişti.
Kırım'dan Türk göçleri bu tarihten sonra da devam etmiş ve 1860 yılına kadar, Türkler'in Osmanlı Devleti'ne ilticaları sürmüştü. Fakat, ikinci büyük Tatar göçmen hareketi, 1856'da sona eren Kırım Savaşı'nı izleyen yıllarda olmuştu. 1860-1862 yılları arasında 227.000 ve onu izleyen birkaç yıl içerisinde de 8.000 göçmen Kırım'dan ayrılmıştı. Kırım göçmenlerinin bir kısmı Rumeli'de, bir kısmı da Anadolu'da, özellikle Eskişehir yöresinde iskan edilmişlerdi.
1878 ve onu izleyen yıllarda, yaklaşık 100 yıllık bir mazisi olan Kırım ve Kafkasya göçleri, mevcut sebeplere yenilerinin de eklenmesiyle olanca hızıyla devam etmişti.
1885 tarihinden itibaren Bursa'da iskân edilen ve yukarıda arşiv belgeleriyle iskân yerleri ve adları tespit edilen göçmenler de tahmini olarak bu rakamlara ilâve edildiğinde, Bursa ilinde 1878-1908 döneminde iskân edilen Kırım ve Kafkas göçmenlerinin sayısı 50 ilâ 60 bin arasındadır. Zaten 1892 yılı kayıtlarına göre Bursa'ya sevk edilen toplam göçmen sayısı da, 162.028 kişidir. Şu halde bu ilde 1878'den sonra iskân edilen göçmenlerin yaklaşık yüzde 34'ünü Kırım ve Kafkasya'dan gelenler oluşturmakta.
TATAR KÜLTÜRÜNÜN BURSA'YA KATKISI
Kırım ve Kafkasya göçmenlerinin yerleşmeleriyle, Bursa'nın demografik yapısında da değişiklikler meydana geldi. Kültür ve uygarlıklar durağı olan Bursa'ya gelen her yeni kültür ve gelenek, kentin değerlerini daha da zenginleştirmişti.
Bursa'ya gelen ilk Tatar göçü Timur dönemine rastlar. Bugün Tatarlar olarak anılan mahalle, 1402 tarihinden sonra Bursa'ya gelen Tatarlar'ın yerleştiği bir yerdi.
Tatarlar'ın başlıca işi at ve ata dayalı meslekler olduğu için, hemen bu mahalle yanındaki Atpazarı Mahallesi'ni de, yine Tatarlar'ın kurduğu sanılmakta…
Mahallede bulunan Tatarlar Mescidi'nin, önce Tatarlar tarafından yaptırıldığı sanılmakta. Zamanla yıkılan bu mescid, 1900'lü yıllarda Ali Hoca tarafından yeniden yaptırılmış.
Tatarlar Mahallesi'yle Atpazarı Mahallesi'ni bağlayan tarihi köprüye de Tatarlar Köprüsü denilmekte. Köprünün kim tarafından yapıldığı belirlenemese de 15. yüzyılda yapıldığı belgelerden anlaşılmakta. Bugün üzerine betondan yeni köprü yapılsa da eski köprünün tek kemeri, beton köprünün altında halen kullanılmakta. Bugün atıl durumda kalan bu orijinal köprü ayaklarının korunması gereklidir.
Önceleri Kapalıçarşı, Tatarlar Mahallesi'ne kadar devam etmekteydi. Tatarlar Mahallesi'ndeki çarşıya Tatarlar Çarşısı denilmekteydi. 1589 tarihli Mühimme Defterindeki bir kayıtta, bu çarşıda bir de meyhanenin bulunduğu anlaşıldığına göre, bu tarihte mahallede gayri Müslim Tatarlar'ın da yaşadığı sanılmakta.
BURSA'DAKİ TATARLAR
1906-07 yıllarında Karaçaylar'dan gelip Hüdavendigar Vilayeti'ne yerleştirilen Kırım Tatarları İzmit ve İnegöl'e iskan edilmişti. 19. yüzyılın sonlarında Mecidiye'de 100 hane, Hıdırlık'ta 97 hane, Vefikiye'de 84 hane, Mollaarap'ta 102 hane, Namazgah'ta 60 hane, İhsaniye'de 18 hane, Alacahırka'da 15 hane Tatar göçmeni yerleşti. Bursa'ya 475 hane, 3.620 kişi iskan edildi.
Karıncadere Sokak'taki Hayriye Mescidi de, bu mahalleyi kuran Tatar göçmenler tarafından 1866 yılında yaptırılmıştı. Ahmetpaşa Mahallesi yakınlarındaki Yeniyer Mezarlığı'na da, 1880'li yıllarda Tatar göçmenleri yerleştirilmişti. Eskiden Karaman Köyü içinde bulunan İhsaniye Köyü'nü, Rusçuk'tan gelen 17 hane Tatar kurmuştu.
Piremir'de çoğunlukla, 1880'li yıllarda gelmiş olan Tatar göçmenleri yaşamakta. 1880'li yıllarda gelen Tatar göçmenleri, hemen Askeri Okulu'nun aşağısına yerleştirilmiştir.
TATAR KÖYLERİ
1900'lü yılların başında Bursa ilçe ve köylerine de Tatar göçmenleri yerleştirilmişti. Tüm ilde yaklaşık 800 hane Tatar yerleştirilmişti.
Karacabey Canbeli Mahallesi'ne 80 hane, Bey Köyü'nde 41 hane, Okçugüney'de 50 hane, Kirmikir/Harmanlı Köyü'nde ise 75 hane Tatar göçmeni yerleştirilmişti. Karacabey'deki Bakırköy'e 1860'lı yıllarda gelen Tatarlar yerleştirilmişti. Bulgar(Hamidiye) Köyü ile Dorumtay Köyü de, 1864 yılından sonra Tatar göçmenler tarafından kurulmuştu. Sazlıca ve İhsaniyeüst köyleri de önce bir Tatar köyüydü. Ovaesemen, Şeyhnaib Köyü de Tatar göçmenleri tarafından kurulmuştu. Ulubat'a bağlı Tatarköy de, büyük olasılıkla 1530 tarihli tahrirat defterinde geçen ve 8 hanenin yaşadığı Tatarhor Köyü olmalı. Karacabey'e toplam 145 hane, İnegöl'e de 51 hane Tatar göçmeni yerleşmişti.
M.Kemalpaşa ilçesi merkez bucağına bağlı Aralık Köyü, 1864 yılında gelen Tatar göçmenleri tarafından kurulmuştu. Bu ilçenin merkez bucağına bağlı Ormankadı'ya da 1820 yılında, halen Tatar Hamamı olarak anılan mevkiye Tatar göçmenleri yerleşmiş.
Yenişehir Beypınar Köyü, 1860 yıllarında Tatarlar'ın yerleşimi ile kurulmuş. 50-60 hane Tatar göçmeni burada at yetiştiriciliği yapmış. Uzun yıllar bölgedeki en iyi at yetiştiricisi olan Tatarlar'ın çoğu, daha sonra Yenişehir merkeze yerleşmiş. Ermeni tüccarlarından Ohennes'in hediye ettiği tarlaya yerleşen Tatarlar, bugün Yenişehir'in Tatarlar Mahallesi'ni kurmuş. Yenişehir Yeni Mahallesi de 1880'li yıllarda gelen Tatarlar tarafından kurulmuş.
İnegöl merkez bucağına bağlı Eskiköy ve Olukman köylerinde de Tatar göçmenler yaşamakta.
Mudanya Ömer Mahallesi'nde de 93 Göçmeni Tatarlar yaşamakta. Mudanya merkez ilçeye bağlı Orhaniye Köyü'nde 15-20 hane Karaçay Tatarları yerleşmişti.
TATARLAR MAHALLESİ
Bursa'nın çok eski bir mahallesi olan Tatarlar, Tatarhace olarak da anılmıştı. 1487 yılı tahrirat defterinde adına rastladığımıza göre Tatarlar'ın 1402 Ankara Savaşı sonunda yerleştirilen Tatarlar olduğu anlaşılıyor.
Kaynaklara göre bu mahalledeki Tatarlar'ın, Karamanoğlu Mehmet'e yardım ettikleri için, Çelebi Mehmet tarafından sürüldüğü de savunulur. Ancak bu mahalledeki Tatarlar sürüldükten sonra bile mahalle adı değişmemiş Tatarlar olarak anılmayı sürdürmüş.
1487 yılında 47 hanesi olan mahallede, 1573 yılında 39 hane yaşamaktaymış. 1508 tarihli bir belgede Tatarmehmet Mahallesi adına rastladık ki, olasılıkla aynı mahalledir. Bu belgeden mahalleye adını veren mescidin, Tatar Mehmet adlı bir kişi tarafından yapıldığı anlaşılmakta.
Bir Yunan kaynağından aktarılan bilgiye göre, Mehmet Koca mahalleye adını vermiştir. 1924 yılında nüfusu azaldığı için, Çukur ve Selimzade Mahallesi ile birleşip tek muhtarlığa bağlanmış.
BURSA TATARLAR'A YURT OLDU
Tatar sözcüğü, ilk aşamada Bursalılar'a Timur dönemindeki kötü intibaları çağrıştırsa da, 1880'li yıllarda gelen Tatar göçmenler Bursa'ya yaptıkları katkılarla gerekli saygınlığı kazanmıştı. Birçok Tatar göçmeni Bursa'da önemli hizmetler yaptı. İşgal yıllarında, ülkemizin en eski sosyalist gazetelerinden biri olan Yoldaş'ı çıkaran İbrahim Hilmi de bir Tatar göçmeniydi.
Bursa ekonomisi ve kültürüne önemli katkılar yapan Bursalı Tatarlar'ın bir de dernekleri bulunuyor. Tatar göçmenler Bursa'ya değer kattı. Bursa da, gelen Tatar göçmenlere kucak açarak kendi kültürleri içinde yeni bir kimlik kazandırdı. Yıllar önce Rus baskısı altında ezilen Tatarlar'ı kentlerine kabul ederek onlara yeni bir vatan ve yaralarına merhem oldu-
Alinti:
Raif KAPLANOĞLU
Bursa Hakimiyet
Abonnieren
Kommentare (Atom)